Connect with us

Sağlık

Uykusuzluk bağışıklık sistemini zayıflatıyor

Published

on

Yeni tip koronavirüs (covid-19) pandemisi bütün dünyayı etkisi altına aldı. Dünya genelinde vaka sayıları ve can kayıpları sürekli artıyor. Koronavirüs’ün genelde kronik rahatsızlığı bulunanlarda ve bağışıklık sistemi zayıf olanlarda can kaybına sebep olduğu bilinen bir gerçek.

Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için yapılması gerekenlerden biri de “düzenli uykuyu” sağlayabilmek.

Uyku, fizyolojik fonksiyonları düzenleyip dengelemesinin yanı sıra hafızanın da güçlenmesini sağlayan aktif bir süreç. Dolayısıyla yeterli ve zamanında uyunamadığında uzun vadede ciddi problemlerin ortaya çıkabileceğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Örmeci, yaşanabilecek muhtemel sıkıntılarla ilgili, “Uzun süreli uykusuzluk yaşayan kişiler daha sinirli ve agresif hale gelir, entelektüel kapasitesi de azalır. Bununla birlikte yorgunluk artar, hormonal düzen bozulmaya başlar, kan şekeri ve tansiyonda sık ve büyük oynamalar, adet düzeni bozukluğu, tiroid hormonu bozuklukları, çocuklarda büyüme ve gelişme bozukluğu ve bağışıklık sisteminde anormallikler (çabuk hastalanma, iyileşmede gecikme) gibi durumlar ortaya çıkabilir.” dedi.

Uykusuzluğun bağışıklık sistemine direkt olumsuz etkisinin yanında, yaşanabilecek bu farklı sorunlar da bağışıklık sistemini etkileyeceğinden bozulma katlanarak artıyor.

Stresle baş etmeli

Yoğun endişe ya da strese bağlı uykusuzluğu, “uyum bozukluğuna bağlı uykusuzluk” olarak tanımlayan Doç. Dr. Burcu Örmeci’nin verdiği bilgiye göre, bu durumda kişi birkaç gece süren uykuya dalma veya sürdürme problemi yaşar. Stresli durum sona erdiğinde ya da kişi uyum sağlamaya başladığında uyku normale döner.

Foto: PDPics Pixabay

Bu dönemde uyumak için daha fazla çaba sarf etmenin durumu daha da kötüleştireceğini söyleyen Doç. Dr. Örmeci, “Stresli dönemlerde yaşanan uyku bozukları kişinin gün içindeki performansının iyi olmayacağı endişesi yaratır. Bu nedenle de gece uyumak için daha fazla çaba sarf eder. Ancak bu durum endişeyi artırarak işlerin daha da kötüleşmesine neden olabilir. Sadece birkaç gece üst üste kötü uyku bile psikofizyolojik uykusuzluğu tetikleyebilir. Bazı kimseler stresli dönemlerde diğer kişilere göre daha kolay uykusuzluk yaşar. Stres ile baş etmeyi öğrenmek uykusuzluğunuzu tedavi etmede yardımcıdır.” şeklinde ifade etti.

Bebekler ve yaşlılar gündüz uykusuna muhtaç

Foto: PublicDomainPictures, Pixabay

Her türlü biyolojik ritim değişikliklerine adaptasyonun yaşlılarda ve bebeklerde daha zor olduğunu söyleyen Doç. Dr. Örmeci, “Çünkü bu yaş grupları fizyolojik olarak zaten uykuları düzenli olmayan gruptur ve her iki grupta da gündüz uykusu ihtiyacı vardır. Gençler uykusuzluğa belli bir oranda daha dayanıklı olduklarından daha kolay uyum sağlarlar” diye konuştu.

Daha iyi uyku için tavsiyeler:

Çalışma hayatının düzeninden mahrum kalmak, sürekli evde pasif durumda bulunmak ve genel olarak yaşanılan yoğun stresin uykuyu bozmasının kaçınılmaz olduğunu söyleyen uzmanlar bu süreçte yarar sağlayacak tavsiyeleri şöyle sıraladı:

1. Yiyecek ve içeceklere dikkat edilmeli

Kafein (kahve), nikotin (sigara) ve tenin (çay) uyanık tutacağı için, bu maddeleri içenler daha uzun sürede uykuya dalıyor. Dolayısıyla rahat bir gece geçirmek için uyumadan 3 saat öncesinde bu maddeleri tüketmemek gerekiyor.

2. Alkolden uzak durulmalı

Pek çok kişi alkolün uyumaya yardımcı olacağını düşünse de alkolün uykunun kalitesini bozarak olumsuz bir sonuç yaratacağını söyleyen Doç. Dr. Örmeci, “Alkol alındığında çabuk uykuya dalınsa bile gece boyunca uyku içinde kısa uyanıklıklara ve sabah erken ve yorgun uyanmaya neden olacaktır” dedi.

3. Uyku rutinleri oluşturulmalı

Özellikle içinde bulunduğumuz karantina sürecinde, her ne kadar gündelik rutin değişmiş olsa da, uyuma ve uyanma saatlerinin mümkün olduğunca düzenli olması önem taşıyor. Bu sayede biyolojik ritmin bozulması da önlenebiliyor. Her sabah aynı saatlerde uyanmak uykuyu düzenlemek için kullanılacak iyi bir diğer yöntem.

4. Gece uyunmalı, gündüz şekerlemeden uzak durulmalı

Foto: IRCat, Pixabay

Gündüz uykusunun hiçbir şekilde gece uykusuyla aynı olmadığını söyleyen Doç. Dr. Örmeci, “Uyku gece uyunmalıdır, gün aydınlandıktan sonra da uyanmak, kesinlikle çok geç kalkmamak gerekir. Gündüz uyuduğunuz iki saat uyku ile gece uyuduğunuz iki saat uyku aynı değildir, gündüz uykusu kişiyi net olarak dinlendiremez” dedi. Gündüz uzun süreli uyunmamalıdır. Eğer karşı konulamaz şekilde uyku gelirse günde bir kez ve 20 dakikadan az süreyle uyunmalıdır, bu tazelenme yapar. Daha uzun süren uykular sersemlik oluşturabilir. Gündüz saat üçten sonra şekerleme yapılmamalıdır.” diye konuştu.

5. Geç saatlerde egzersiz yapılmamalı

Yorulmayan veya egzersiz yapmayan kimseler geceleri uykuya dalmada güçlük yaşayabiliyor. Düzenli egzersiz ise insanların daha iyi uyumasını sağlıyor. Ancak egzersiz yapmak için en iyi zamanı tespit etmek gerekiyor. Yatma vakti ile egzersiz arasında en az iki saat bırakılması ve egzersizin öğleden sonra ya da akşam erken saatlerde yapılması gerekiyor. Sabah çok erken saatlerde yapılan spor da uygun değil.

6. Cep telefonları yatakta kullanılmamalı

Foto: Pixabay

Yatak odasının ısısından, kullanılan ışığa kadar birçok ayrıntının uyku hijyenini bozacağı için uyumayı zorlaştıracağını anlatan Doç. Dr. Örmeci şu bilgileri verdi: “Yatak odası mümkün olduğunca sessiz olmalı, ışık gözler kapalı olsa da fark edilir ve uykuyu bozabilir, bu nedenle yatak odasının perdeleri kalın ve ışık geçirmez olmalı, televizyon ya da bilgisayar bulundurulmamalıdır. Cep telefonları yatakta kullanılmamalıdır.”

7. Uykunun gelmesi yatakta beklenmemeli

Foto: Pixabay

Uykuyu beklerken yatakta uzun süre kalınması uyumayı zorlaştırıyor. Bu nedenle sadece uyku geldiğinde yatağa girilmeli. Eğer 20 dakika içinde uykuya dalınamazsa yataktan çıkılmalı ve heyecanlı olmayan bir kitap okumak, sakin bir müzik dinlemek gibi pasif bir aktivite yapılarak uykunun gelmesi yatak dışında beklenmeli.

8. Uykudan hemen önce bir şey yenmemeli

Yatağa hem çok aç gidilmemesi hem de yatma vaktine yakın saatlerde ağır yemeklerin yenmemesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Örmeci şunları ekledi: “Uyumak istediğiniz saatten en az 3 saat önce yeme bırakılmalıdır ve akşamları hafif şeyler yenmelidir. Uyuyamadığınızda oyalanmak için bir şeyler yenmemelidir. Ek olarak akşam saatlerinde uyku kalitesini bozacak yiyecek ve içeceklerden (mide ekşimesi veya gaz yapan yiyecekler, çay, kahve, enerji içecekleri gibi uyku kaçıran maddeler barındıran içeceklerden) uzak durulmalıdır.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Covid-19 sebebiyle kaybedilen koku duyusu geri gelebilir mi?

Published

on

By

Foto: Engin Akyurt, Pixabay

Covid-19’un en önemli belirtilerinden koku alma hissinin kaybedilmesi, hastalığın geçmesine rağmen, bazı insanlarda aylarca sürerken bazılarıda da geri gelmiyor.

İlk başta hiçbir şeyin farkında değildi. Ancak birkaç gün geçtikten sonra, Anne-Sophie Leurquin bir şeylerin eksik olduğu duygusuna kapıldı. Sabahları içtiği kahvenin, lavanta ve gül esanslı sabununun kokusunu alamadığı gibi buzdolabının üzerindeki fesleğen de tazeliğini yitirmiş gibiydi. Geriye kalan, sadece donuk bir hissizlik duygusuydu.

Luerguin, geçen yıl Ekim ayında Covid-19 testi pozitif çıktıktan sonra, kendi deyimiyle, sonsuz bir yorgunluk hissetti. Ve birdenbire koku alma yetisini kaybetti. Tümüyle. Hastalığının üzerinden altı ay geçmiş olsa da Belçikalı kadın, yaşadığı duyguyu “Bazen depresyon gibi bir şey yaşadığımı düşünüyorum” diye özetliyor DW’ye. Bir süre sonra bazı kokuları almaya başlasa da eskisi gibi alamadığını farketti Luerguin. Yaşadığı şeyin teknik olarak karşılığı, kokuları doğru bir şekilde tespit edememe olan parozmi.

Parfüm değil bebek bezi kokusu

Kısa süre içinde Luerguin, çevresindeki tüm kokulu şeylerden kurtulmak zorunda kaldı. Sadece birkaç ay önce sevdiği kokular şimdi ona tuhaf geliyordu. Hayatından çıkarmak zorunda olduğu kokular listesine, erkek arkadaşının parfümü, kırmızı ruju, kokulu mumları, hatta kendi parfümü eklendi. Bir zamanlar çekici ve davetkâr gelen kokular artık, kendi deyimiyle, “bebek bezi gibi” kokmaya başlamıştı. Öyle ki en sevdiği gül kokulu parfümünü kokladıktan sonra bile şöyle bir yorum yapıyordu Luerguin: “Fena değil ama yine de kullanılmış bir bebek bezi gibi.”

Yapılan çalışmalar Covid-19 geçirenlerin ne kadarında bu semptomun göründüğüne ilişkin kesin bir tablo ortaya koymasa da koku kaybının hastalığın en yaygın semptomları arasında olduğu biliniyor. Henüz araştırmacılar bu bozukluğun nedenini saptayabilmiş değiller. Luerguin’i tedavi eden Brüksel’deki Saint-Luc Üniversitesi Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Caroline Huart, virüsün Luerguin’in burnundaki koku alma nöronlarını çevreleyen hücreleri etkilemiş olabileceği görüşünde. Dr. Huart’ın ikinci tahmini ise virüsün burun ve beyin arasındaki aracı olan koku alma ampulüne doğrudan nüfuz edebilmek için “koku alma nöronlarına doğrudan saldırmış olabileceği”.

Anılardan kopmak

Beş yıl önce düşüp başının arkasına vurduktan sonra koku alma duyusunu tamamen kaybeden Jean-Michel Maillard, Anne-Sophie Leurquin ve onun gibilerin ne yaşadığını anlıyor. Maillard’ın yaşadığı şeyin literatürdeki karşılığı, koku kaybının tümüyle yitirilmesi olarak bilinen anozmi ve kokuları farklı algılayan Leurquin’e göre durumu biraz daha farklı. En çok özlediği kokuların oğullarının ve karısının kokuları olduğunu söyleyen Maillard, bu kokuları “Yaşıyormuş gibi hissettiren tüm kokular” diye tarif ediyor.

Koku hissini kaybetmesi bazı hatıralarla olan ilişkisini de etkilemiş: Okulu bittikten sonra yanına gittiği büyükannesinin çamaşır odasının kokusu ya da babasıyla ilgili hatıraları… Maillard, tüm bu hatıraların “kopuk” geldiğini söylüyor. Eskiden tutkulu bir aşçı olan Maillard, koku alma yetisini kaybetmesine rağmen, mesleğini bir kenara atmaya da gönüllü değil. Koku hücreleri tat alma duyusunu da belirlediğinden, Maillard’ın yaptığı yemeklerin tadı bugünlerde kendine “hafif” geliyor. Tatlı ve ekşi tatları daha iyi algılayan Maillard, Normandiya’daki evinin mutfağını bol bol şekerle doldurduğunu anlatıyor.

Önce öfke sonra üzüntü

Kazanın ardından Maillard, her şeyden önce kızgındı; çünkü kimse ona yardım edemiyordu. Doktor doktor gezdikten sonra, öfkesi sonunda üzüntüye ardından bir fikre dönüştü. Tıpkı kendisi gibi koku alma duyusunu yitirmiş Fransızlara (nüfusun yüzde 5’i) bir umut ışığı sunan araştırmacılara rastladı: Koku eğitimi.

Maillard, yöntemi denemeye karar verip burnunu eğitmeye başladı: Ya da gerçekten eğitti: Kahve çekirdekleri, güller, limonlar ve okaliptüs ile. Bir süre sonra artık sabah kahvesini içerken yeniden ufak tefek koku notalarını algılayabilir hale geldi. Ancak bu eğitimle bile sağlıklı bir insanların koklayabildiğinden çok daha azını koklayabildiğini anlayabildiğini farketti. Çünkü kaza nedeniyle koku alma duyusu daha iyi sonuçlar veremeyecek kadar hasar görmüştü.

Yine de bunlar Maillard’ı durdurmadı. Olumsuzlara rağmen, üç buçuk yıl önce anosmie.org adlı organizasyonunu kurdu. Burada, hem kendiyle aynı durumda olanlara, hem de koku duygusunun ne kadar önemli ve güzel olduğunu keşfetmeleri için koku duyusuna sahip insanlara yardımcı oluyor. Maillard, “Çoğu insan kaybedene kadar keşfetmez” diyor. Ancak anozmiyi sadece hoş kokuları alamamak olarak adlandırmak doğru olmaz. Koku duygusunun olmaması sebebiyle, anozmiden muzdarip kişiler, kendi vücut kokusunu veya duman gibi tehlikeye işaret eden kokuları da algılamazlar.

Burnu eğitmek

Maillard, salgının yakında sona ereceğini umut etse de Covid-19 salgınından sonra, kendisi ve diğerleri için bir nimet olarak gördüğü koku ve tat alma konusuna ilgi gösterilmesinden memnun.

Geçmişte hiç kimsenin bu konuyla gerçekten ilgilenmediğini, hatta ciddiye almadığını söyleyen Maillard, son bir yıldır her gece ve hafta sonu bilgisayarının başında Covid-19 sebebiyle koku alma duyusunu kaybeden insanlar üzerine çalışıyor. Onları, koku eğitimine bir şans vermeleri için motive etmeye çalışıyor.

Anne-Sophie Leurquin ise doktoruyla birlikte koku eğitimine devam ediyor. Gözler kapalı halde, günde iki kez koku koklayarak burnu eğitmeyi amaçlayan bu yöntem üzerine yapılan araştırmalar, insanların birkaç ay içinde olumlu sonuçlar aldığını gösterdiğini söylüyor. Leurquin beyni, gülün bir lağım ya da bebek bezi gibi değil de gül gibi koktuğunu yeniden öğrenmek zorunda. Doktoru Huart’e göre konsantre olmak çok önemli, çünkü beynin koku hafızasını fiilen harekete geçirmesi gerek.

Bir diğer umut da koku alma hücrelerin kendilerini yenilemesini beklemek. Leurquin, bir daha asla koklayamayacağından korkuyor. Ancak en azından bir miktar da olsa iyileşme şansı olması, umut etmesine engel değil.

Haberin tamamı için tıklayın.

Continue Reading

Avrupa

AB vatandaşlarının dörtte biri ilk doz aşıyı oldu

Published

on

By

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Avrupa ülkelerinde şimdiye kadar 150 milyon kişinin aşılandığını söyledi. Von der Leyen böylece tüm Avrupalıların dörtte birinin ilk doz aşıyı olduğunu kaydetti.

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Avrupa ülkelerinde 150 milyon kişinin aşılandığını söyledi.

Twitter hesabı üzerinden bir açıklama yapan Von der Leyen “Aşılama Avrupa Birliği genelinde hız kazanıyor: 150 milyon aşıyı aştık. Tüm Avrupalıların dörtte biri ilk dozu oldu. Temmuz’da Avrupa Birliği’ndeki yetişkinlerin yüzde 70’ini aşılamaya yetecek kadar doza sahip olacağız” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği’ni oluşturan 27 ülkede yaklaşık 450 milyon insan yaşıyor. Yetişkinlerin yüzde 70’i, AB Komisyonu’nun verilerine göre yaklaşık 266 milyon insan ediyor.

Haberin kaynağı için tıklayın.

Continue Reading

Sağlık

DSÖ: Son 2 haftadaki vaka sayısı, pandeminin ilk 6 ayından daha fazla

Published

on

By

İllüstrasyon: Inactive_account_ID_249, Pixabay

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, dünya genelinde son 2 haftada salgının ilk 6 ayına kıyasla daha fazla Covid-19 vakası tespit edildiğini bildirdi.

DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus düzenlediği basın toplantısında, dünya genelinde son 2 haftada salgının ilk 6 ayına kıyasla daha fazla covid-19 vakası tespit edildiğini söyledi.

Hindistan ve Brezilya’daki vakaların geçen hafta tespit edilen covid-19 vakalarının yarısından fazlasını oluşturduğunu kaydeden Ghebreyesus, “Ancak dünyanın her yerinde çok hassas bir durumla karşı karşıya olan birçok başka ülke var” ifadelerini kullandı.

Hindistan’da son 24 saatte 209 bin 468 yeni vaka tespit edilirken, bin 626 kişi virüs nedeniyle hayatını kaybetti. Brezilya’da ise son 24 saatte 28 bin 935 yeni vaka tespit edilirken, bin 210 kişi Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.

Hindistan ve Brezilya’da olanların herhangi bir ülkede de olabileceğini belirten Ghebreyesus, “DSÖ’nün Kovid-19 salgınının başlangıcından beri talep ettiği önlemleri almadıkça Hindistan ve Brezilya’da olanlar başka yerlerde olabilir” dedi.

Ghebreyesus, DSÖ’nün Hindistan’a oksijen, laboratuvar malzemeleri ve mobil hastaneler dahil olmak üzere kritik ekipman ve malzemeleri sağladığını duyurdu.

Haberin kaynağı için tıklayın.

Continue Reading

Çok Okunanlar

Copyright © İskandinavhaber