Connect with us

Sağlık

Korona kalıcı hasar bırakıyor mu, tedavi ne kadar sürüyor?

Published

on

Yeni tip koronavirüs (covid-19) bütün dünyayı etkisine aldı. Dünya geneli vaka sayısı bugün itibariyle 3 milyonu, can kaybı da 200 bini geçti. Eldeki istatistiklere göre, ölenlerin neredeyse yüzde 99’u yaşlılar ve ciddi kronik rahatsızlığı olanlar.

Dünya geneli koronavirüsü sağlıklı atlatanların oranı da oldukça yüksek. Dünya geneli bir milyona yakın insan virüsü atlatabildi.

İnsanların merak ettiği konular var. Koronavirüsün oranlara bakıldığında “sağlıklı ve genç” insanlara zarar vermediği inancı var. Peki, iyileşenlerin tedavisi ne kadar sürüyor, kalıcı hasar bırakıyor mu, koronayı atlatanlar içinde hafif ve ağır atlatanlar, tedavi olanlar yeniden yakalanır mı gibi sorular merak edilenler arasında.

Hafif atlatanlar, takribi 2 hafta

James Gallagher BBC‘de haberine göre, covid-19’a yakalananların çoğu sadece kuru öksürük ve ateş belirtilerini yaşıyor. Ancak eklem ağrıları, halsizlik, boğaz ve baş ağrısı da görülen semptomlar arasında.

Öksürük başta kuru oluyor. Ancak bazı hastalar, hastalığın ilerleyen evrelerinde balgam da atmaya başlayabiliyor. Bu balgamlarda virüsün öldürdüğü akciğer hücreleri bulunuyor.

Bu semptomlar istirahat ve bol sıvı tüketimiyle tedavi ediliyor. Tedavi sürecinde ağrı kesici olarak parasetamol tavsiye ediliyor.

Covid-19’u hafif geçirenler kısa sürede eski sağlıklarına kavuşuyor.

Ateş bir haftadan kısa bir sürede düşse de öksürük şikâyetleri bir süre daha devam edebiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Çin’deki veriler üzerinden yaptığı bir araştırma, hafif covid-19 hastaları için iyileşme süresinin yaklaşık iki hafta olduğu belirtilmişti.

Ağır hastalar, 2 ila 8 hafta

Kimileri için hastalık çok daha ciddi bir hâl alabiliyor. Enfeksiyonun yedi ile 10’uncu gününde hastanın durumu ağırlaşabiliyor.

Durumun ağırlaşması ani bir şekilde yaşanabiliyor. Nefes darlığı başlıyor ve akciğerlerde yanma hissi ortaya çıkıyor. Bunun nedeni virüsle savaşmaya çalışan bağışıklık sisteminin sağlıklı akciğer hücrelerini de hedef almaya başlaması oluyor.

Hastalığı bu şekilde geçirenlerin hastanede oksijen desteği alması gerekebiliyor.

Pratisyen hekim Sarah Jarvis, “Nefes darlığının iyileşmesi uzun zaman alabilir… Vücut, enflamasyonu tedavi etmeye çalışacaktır. Bu durumlarda eski sağlığa kavuşmak iki ila sekiz hafta sürebilir” diyor.

Jarvis hastalığı bu şekilde geçirenlerde uzun süre halsizlik gözlemlenebileceğini de ifade ediyor.

Yoğun bakıma yatırılanlar

WHO, virüse yakalanan her 20 kişiden birininyoğun bakım tedavisine ihtiyaç duyacağını varsayıyor.

Yoğun bakımdaki hastalar ilaçlarla uyutuluyor ve solunum cihazlarına bağlanabiliyor.

Nedeni ne olursa olsun, yoğun bakım tedavisi gören bir hastanın nekahat dönemi ve tamamen iyileşmesi çok uzun zaman alabiliyor.

Yoğun bakımdan çıkarılan hastalar önce normal odalara alınıyorlar, ardından da nekahate evde devam ediyorlar.

Yoğun Bakım Tıp Fakültesi Dekanı Doktor Alison Pittard, yoğun bakımda yatımış bir kişinin eski sağlığına kavuşmasının 12 ile 18 ay sürebileceğini belirtiyor.

Uzun süre hastane yatağında yatmak, kas kaybına yol açabiliyor. Yoğun bakım yatış döneminde kaslarını yitiren ve güçsüz düşen hastaların, kuvvetlerini yeniden kazanmaları gerekiyor.

Bazı hastalar, yeniden yürüyebilmek için fizik tedaviye ihtiyaç duyuyor.

Yoğun bakımda alınan ilaçlar nedeniyle hastalar deliryuma girebiliyor, psikolojik sorunlar yaşayabiliyorlar.

Cardiff ve Vale Üniversitesi’nden fizyoterapist Paul Twose, “Bu hastalık özelinde bir sorun daha söz konusu. Viral yorgunluk kesinlikle çok önemli bir etken” diyor.

İtalya ve Çin’den bildirilen vakalarda tüm vücutta bitkinlik, en ufak harekette nefes darlığı, bir türlü geçmeyen öksürük nöbetleri ve düzensiz solunum rahatsızlıkları raporlanmıştı.

Hastalığı ağır geçirip atlatan bu kişilerde sürekli bir halsizlik de söz konusuydu.

Ancak genel sonuçlara ulaşmak da kolay değil.

Bazı Covid-19 hastaları yoğun bakımda görece kısa süre geçirirken bazı hastalar haftalarca solunum cihazına bağlı kalıyor.

Koronavirüs kalıcı izler bırakabilir mi?

Hastalığın çok yeni olmasından dolayı elde uzun vadeli etkileri incelemede kullanılacak herhangi bir veri yok.

Bağışıklık sistemi aşırı çalışıp akciğerlere hasar veren hastalarda, akut solunum sıkıntısı sendromuna (ARDS) rastlanabiliyor.

Fizyoterapist Twose, “Beş yıl sonra dahi fiziksel ya da psikolojik sorunlar yaşanabileceğini gösteren veriler elimizde mevcut” diyor.

Warwick Tıp Fakültesi’nden Doktor James Gill ise hastalığı atlatanların iyileşme sürecinde mutlaka psikolojik destek de almaları gerektiğini vurguluyor.:

“Nefes almakta güçlük çektiğinizde doktor size ‘Solunum cihazına bağlamamız lazım. Sizi uyutacağız. Ailenizle vedalaşmak ister misiniz?’ diye soruyor. Bunları yaşayan hastalarda travma sonrası stres bozukluğuyla karşılaşmamız şaşırtıcı değil.”

Bazı durumlarda hastalığı hafif atlatanlarda dahi sürekli halsizlik gibi kalıcı izler oluşma ihtimali de gözardı edilmiyor.

Kaç kişi iyileşti?

Dünya genelinde kaç kişinin Covid-19’a yakalanıp iyileştiğini söylemek pek mümkün değil.

Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre 27 Nisan itibarıyla virüse yakalanan 3 milyonu aşkın enfekteden 894 bin 670’i iyileşti.

Ancak her ülke farklı yöntemlerle veri topluyor. Bazı ülkeler iyileşen hasta verilerini yayınlamıyor. Ayrıca hastalığı hafif atlatanlar kayıtlara dahi girmiyor.

Matematiksel modellemeler, Covid-19’a yakalananların yüzde 99 ila 99,5’inin iyileşeceğine işaret ediyor.

Virüse yeniden yakalanmak mümkün mü?

Virüse yakalanan bir kişinin geliştirdiği bağışıklığın süresi konusunda elde çok fazla bilgi yok.

Ancak genel kanı, virüse yakalanıp iyileşenlerin yeterli ölçüde bağışıklık geliştirmiş olması gerektiği yönünde.

Virüse ikinci kez yakalandığı bildirilen ender sayıdaki kişinin testleriyle ilgili sorunlar yaşanmış olabileceği ifade ediliyor.

Özellikle covid-19 aşısı üzerinde çalışanlar için bu soru hayati öneme sahip. Geliştirilecek olan aşının ne kadar dayanıklı olacağı konusu, virüse karşı bağışıklığın süresine bağlı.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlık

Covid-19 sebebiyle kaybedilen koku duyusu geri gelebilir mi?

Published

on

By

Foto: Engin Akyurt, Pixabay

Covid-19’un en önemli belirtilerinden koku alma hissinin kaybedilmesi, hastalığın geçmesine rağmen, bazı insanlarda aylarca sürerken bazılarıda da geri gelmiyor.

İlk başta hiçbir şeyin farkında değildi. Ancak birkaç gün geçtikten sonra, Anne-Sophie Leurquin bir şeylerin eksik olduğu duygusuna kapıldı. Sabahları içtiği kahvenin, lavanta ve gül esanslı sabununun kokusunu alamadığı gibi buzdolabının üzerindeki fesleğen de tazeliğini yitirmiş gibiydi. Geriye kalan, sadece donuk bir hissizlik duygusuydu.

Luerguin, geçen yıl Ekim ayında Covid-19 testi pozitif çıktıktan sonra, kendi deyimiyle, sonsuz bir yorgunluk hissetti. Ve birdenbire koku alma yetisini kaybetti. Tümüyle. Hastalığının üzerinden altı ay geçmiş olsa da Belçikalı kadın, yaşadığı duyguyu “Bazen depresyon gibi bir şey yaşadığımı düşünüyorum” diye özetliyor DW’ye. Bir süre sonra bazı kokuları almaya başlasa da eskisi gibi alamadığını farketti Luerguin. Yaşadığı şeyin teknik olarak karşılığı, kokuları doğru bir şekilde tespit edememe olan parozmi.

Parfüm değil bebek bezi kokusu

Kısa süre içinde Luerguin, çevresindeki tüm kokulu şeylerden kurtulmak zorunda kaldı. Sadece birkaç ay önce sevdiği kokular şimdi ona tuhaf geliyordu. Hayatından çıkarmak zorunda olduğu kokular listesine, erkek arkadaşının parfümü, kırmızı ruju, kokulu mumları, hatta kendi parfümü eklendi. Bir zamanlar çekici ve davetkâr gelen kokular artık, kendi deyimiyle, “bebek bezi gibi” kokmaya başlamıştı. Öyle ki en sevdiği gül kokulu parfümünü kokladıktan sonra bile şöyle bir yorum yapıyordu Luerguin: “Fena değil ama yine de kullanılmış bir bebek bezi gibi.”

Yapılan çalışmalar Covid-19 geçirenlerin ne kadarında bu semptomun göründüğüne ilişkin kesin bir tablo ortaya koymasa da koku kaybının hastalığın en yaygın semptomları arasında olduğu biliniyor. Henüz araştırmacılar bu bozukluğun nedenini saptayabilmiş değiller. Luerguin’i tedavi eden Brüksel’deki Saint-Luc Üniversitesi Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Caroline Huart, virüsün Luerguin’in burnundaki koku alma nöronlarını çevreleyen hücreleri etkilemiş olabileceği görüşünde. Dr. Huart’ın ikinci tahmini ise virüsün burun ve beyin arasındaki aracı olan koku alma ampulüne doğrudan nüfuz edebilmek için “koku alma nöronlarına doğrudan saldırmış olabileceği”.

Anılardan kopmak

Beş yıl önce düşüp başının arkasına vurduktan sonra koku alma duyusunu tamamen kaybeden Jean-Michel Maillard, Anne-Sophie Leurquin ve onun gibilerin ne yaşadığını anlıyor. Maillard’ın yaşadığı şeyin literatürdeki karşılığı, koku kaybının tümüyle yitirilmesi olarak bilinen anozmi ve kokuları farklı algılayan Leurquin’e göre durumu biraz daha farklı. En çok özlediği kokuların oğullarının ve karısının kokuları olduğunu söyleyen Maillard, bu kokuları “Yaşıyormuş gibi hissettiren tüm kokular” diye tarif ediyor.

Koku hissini kaybetmesi bazı hatıralarla olan ilişkisini de etkilemiş: Okulu bittikten sonra yanına gittiği büyükannesinin çamaşır odasının kokusu ya da babasıyla ilgili hatıraları… Maillard, tüm bu hatıraların “kopuk” geldiğini söylüyor. Eskiden tutkulu bir aşçı olan Maillard, koku alma yetisini kaybetmesine rağmen, mesleğini bir kenara atmaya da gönüllü değil. Koku hücreleri tat alma duyusunu da belirlediğinden, Maillard’ın yaptığı yemeklerin tadı bugünlerde kendine “hafif” geliyor. Tatlı ve ekşi tatları daha iyi algılayan Maillard, Normandiya’daki evinin mutfağını bol bol şekerle doldurduğunu anlatıyor.

Önce öfke sonra üzüntü

Kazanın ardından Maillard, her şeyden önce kızgındı; çünkü kimse ona yardım edemiyordu. Doktor doktor gezdikten sonra, öfkesi sonunda üzüntüye ardından bir fikre dönüştü. Tıpkı kendisi gibi koku alma duyusunu yitirmiş Fransızlara (nüfusun yüzde 5’i) bir umut ışığı sunan araştırmacılara rastladı: Koku eğitimi.

Maillard, yöntemi denemeye karar verip burnunu eğitmeye başladı: Ya da gerçekten eğitti: Kahve çekirdekleri, güller, limonlar ve okaliptüs ile. Bir süre sonra artık sabah kahvesini içerken yeniden ufak tefek koku notalarını algılayabilir hale geldi. Ancak bu eğitimle bile sağlıklı bir insanların koklayabildiğinden çok daha azını koklayabildiğini anlayabildiğini farketti. Çünkü kaza nedeniyle koku alma duyusu daha iyi sonuçlar veremeyecek kadar hasar görmüştü.

Yine de bunlar Maillard’ı durdurmadı. Olumsuzlara rağmen, üç buçuk yıl önce anosmie.org adlı organizasyonunu kurdu. Burada, hem kendiyle aynı durumda olanlara, hem de koku duygusunun ne kadar önemli ve güzel olduğunu keşfetmeleri için koku duyusuna sahip insanlara yardımcı oluyor. Maillard, “Çoğu insan kaybedene kadar keşfetmez” diyor. Ancak anozmiyi sadece hoş kokuları alamamak olarak adlandırmak doğru olmaz. Koku duygusunun olmaması sebebiyle, anozmiden muzdarip kişiler, kendi vücut kokusunu veya duman gibi tehlikeye işaret eden kokuları da algılamazlar.

Burnu eğitmek

Maillard, salgının yakında sona ereceğini umut etse de Covid-19 salgınından sonra, kendisi ve diğerleri için bir nimet olarak gördüğü koku ve tat alma konusuna ilgi gösterilmesinden memnun.

Geçmişte hiç kimsenin bu konuyla gerçekten ilgilenmediğini, hatta ciddiye almadığını söyleyen Maillard, son bir yıldır her gece ve hafta sonu bilgisayarının başında Covid-19 sebebiyle koku alma duyusunu kaybeden insanlar üzerine çalışıyor. Onları, koku eğitimine bir şans vermeleri için motive etmeye çalışıyor.

Anne-Sophie Leurquin ise doktoruyla birlikte koku eğitimine devam ediyor. Gözler kapalı halde, günde iki kez koku koklayarak burnu eğitmeyi amaçlayan bu yöntem üzerine yapılan araştırmalar, insanların birkaç ay içinde olumlu sonuçlar aldığını gösterdiğini söylüyor. Leurquin beyni, gülün bir lağım ya da bebek bezi gibi değil de gül gibi koktuğunu yeniden öğrenmek zorunda. Doktoru Huart’e göre konsantre olmak çok önemli, çünkü beynin koku hafızasını fiilen harekete geçirmesi gerek.

Bir diğer umut da koku alma hücrelerin kendilerini yenilemesini beklemek. Leurquin, bir daha asla koklayamayacağından korkuyor. Ancak en azından bir miktar da olsa iyileşme şansı olması, umut etmesine engel değil.

Haberin tamamı için tıklayın.

Continue Reading

Avrupa

AB vatandaşlarının dörtte biri ilk doz aşıyı oldu

Published

on

By

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Avrupa ülkelerinde şimdiye kadar 150 milyon kişinin aşılandığını söyledi. Von der Leyen böylece tüm Avrupalıların dörtte birinin ilk doz aşıyı olduğunu kaydetti.

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Avrupa ülkelerinde 150 milyon kişinin aşılandığını söyledi.

Twitter hesabı üzerinden bir açıklama yapan Von der Leyen “Aşılama Avrupa Birliği genelinde hız kazanıyor: 150 milyon aşıyı aştık. Tüm Avrupalıların dörtte biri ilk dozu oldu. Temmuz’da Avrupa Birliği’ndeki yetişkinlerin yüzde 70’ini aşılamaya yetecek kadar doza sahip olacağız” ifadelerini kullandı.

Avrupa Birliği’ni oluşturan 27 ülkede yaklaşık 450 milyon insan yaşıyor. Yetişkinlerin yüzde 70’i, AB Komisyonu’nun verilerine göre yaklaşık 266 milyon insan ediyor.

Haberin kaynağı için tıklayın.

Continue Reading

Sağlık

DSÖ: Son 2 haftadaki vaka sayısı, pandeminin ilk 6 ayından daha fazla

Published

on

By

İllüstrasyon: Inactive_account_ID_249, Pixabay

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, dünya genelinde son 2 haftada salgının ilk 6 ayına kıyasla daha fazla Covid-19 vakası tespit edildiğini bildirdi.

DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus düzenlediği basın toplantısında, dünya genelinde son 2 haftada salgının ilk 6 ayına kıyasla daha fazla covid-19 vakası tespit edildiğini söyledi.

Hindistan ve Brezilya’daki vakaların geçen hafta tespit edilen covid-19 vakalarının yarısından fazlasını oluşturduğunu kaydeden Ghebreyesus, “Ancak dünyanın her yerinde çok hassas bir durumla karşı karşıya olan birçok başka ülke var” ifadelerini kullandı.

Hindistan’da son 24 saatte 209 bin 468 yeni vaka tespit edilirken, bin 626 kişi virüs nedeniyle hayatını kaybetti. Brezilya’da ise son 24 saatte 28 bin 935 yeni vaka tespit edilirken, bin 210 kişi Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.

Hindistan ve Brezilya’da olanların herhangi bir ülkede de olabileceğini belirten Ghebreyesus, “DSÖ’nün Kovid-19 salgınının başlangıcından beri talep ettiği önlemleri almadıkça Hindistan ve Brezilya’da olanlar başka yerlerde olabilir” dedi.

Ghebreyesus, DSÖ’nün Hindistan’a oksijen, laboratuvar malzemeleri ve mobil hastaneler dahil olmak üzere kritik ekipman ve malzemeleri sağladığını duyurdu.

Haberin kaynağı için tıklayın.

Continue Reading

Çok Okunanlar

Copyright © İskandinavhaber