Connect with us

Sağlık

Covid-19 sebebiyle kaybedilen koku duyusu geri gelebilir mi?

Published

on

Foto: Engin Akyurt, Pixabay

Covid-19’un en önemli belirtilerinden koku alma hissinin kaybedilmesi, hastalığın geçmesine rağmen, bazı insanlarda aylarca sürerken bazılarıda da geri gelmiyor.

İlk başta hiçbir şeyin farkında değildi. Ancak birkaç gün geçtikten sonra, Anne-Sophie Leurquin bir şeylerin eksik olduğu duygusuna kapıldı. Sabahları içtiği kahvenin, lavanta ve gül esanslı sabununun kokusunu alamadığı gibi buzdolabının üzerindeki fesleğen de tazeliğini yitirmiş gibiydi. Geriye kalan, sadece donuk bir hissizlik duygusuydu.

Luerguin, geçen yıl Ekim ayında Covid-19 testi pozitif çıktıktan sonra, kendi deyimiyle, sonsuz bir yorgunluk hissetti. Ve birdenbire koku alma yetisini kaybetti. Tümüyle. Hastalığının üzerinden altı ay geçmiş olsa da Belçikalı kadın, yaşadığı duyguyu “Bazen depresyon gibi bir şey yaşadığımı düşünüyorum” diye özetliyor DW’ye. Bir süre sonra bazı kokuları almaya başlasa da eskisi gibi alamadığını farketti Luerguin. Yaşadığı şeyin teknik olarak karşılığı, kokuları doğru bir şekilde tespit edememe olan parozmi.

Parfüm değil bebek bezi kokusu

Kısa süre içinde Luerguin, çevresindeki tüm kokulu şeylerden kurtulmak zorunda kaldı. Sadece birkaç ay önce sevdiği kokular şimdi ona tuhaf geliyordu. Hayatından çıkarmak zorunda olduğu kokular listesine, erkek arkadaşının parfümü, kırmızı ruju, kokulu mumları, hatta kendi parfümü eklendi. Bir zamanlar çekici ve davetkâr gelen kokular artık, kendi deyimiyle, “bebek bezi gibi” kokmaya başlamıştı. Öyle ki en sevdiği gül kokulu parfümünü kokladıktan sonra bile şöyle bir yorum yapıyordu Luerguin: “Fena değil ama yine de kullanılmış bir bebek bezi gibi.”

Yapılan çalışmalar Covid-19 geçirenlerin ne kadarında bu semptomun göründüğüne ilişkin kesin bir tablo ortaya koymasa da koku kaybının hastalığın en yaygın semptomları arasında olduğu biliniyor. Henüz araştırmacılar bu bozukluğun nedenini saptayabilmiş değiller. Luerguin’i tedavi eden Brüksel’deki Saint-Luc Üniversitesi Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Caroline Huart, virüsün Luerguin’in burnundaki koku alma nöronlarını çevreleyen hücreleri etkilemiş olabileceği görüşünde. Dr. Huart’ın ikinci tahmini ise virüsün burun ve beyin arasındaki aracı olan koku alma ampulüne doğrudan nüfuz edebilmek için “koku alma nöronlarına doğrudan saldırmış olabileceği”.

Anılardan kopmak

Beş yıl önce düşüp başının arkasına vurduktan sonra koku alma duyusunu tamamen kaybeden Jean-Michel Maillard, Anne-Sophie Leurquin ve onun gibilerin ne yaşadığını anlıyor. Maillard’ın yaşadığı şeyin literatürdeki karşılığı, koku kaybının tümüyle yitirilmesi olarak bilinen anozmi ve kokuları farklı algılayan Leurquin’e göre durumu biraz daha farklı. En çok özlediği kokuların oğullarının ve karısının kokuları olduğunu söyleyen Maillard, bu kokuları “Yaşıyormuş gibi hissettiren tüm kokular” diye tarif ediyor.

Koku hissini kaybetmesi bazı hatıralarla olan ilişkisini de etkilemiş: Okulu bittikten sonra yanına gittiği büyükannesinin çamaşır odasının kokusu ya da babasıyla ilgili hatıraları… Maillard, tüm bu hatıraların “kopuk” geldiğini söylüyor. Eskiden tutkulu bir aşçı olan Maillard, koku alma yetisini kaybetmesine rağmen, mesleğini bir kenara atmaya da gönüllü değil. Koku hücreleri tat alma duyusunu da belirlediğinden, Maillard’ın yaptığı yemeklerin tadı bugünlerde kendine “hafif” geliyor. Tatlı ve ekşi tatları daha iyi algılayan Maillard, Normandiya’daki evinin mutfağını bol bol şekerle doldurduğunu anlatıyor.

Önce öfke sonra üzüntü

Kazanın ardından Maillard, her şeyden önce kızgındı; çünkü kimse ona yardım edemiyordu. Doktor doktor gezdikten sonra, öfkesi sonunda üzüntüye ardından bir fikre dönüştü. Tıpkı kendisi gibi koku alma duyusunu yitirmiş Fransızlara (nüfusun yüzde 5’i) bir umut ışığı sunan araştırmacılara rastladı: Koku eğitimi.

Maillard, yöntemi denemeye karar verip burnunu eğitmeye başladı: Ya da gerçekten eğitti: Kahve çekirdekleri, güller, limonlar ve okaliptüs ile. Bir süre sonra artık sabah kahvesini içerken yeniden ufak tefek koku notalarını algılayabilir hale geldi. Ancak bu eğitimle bile sağlıklı bir insanların koklayabildiğinden çok daha azını koklayabildiğini anlayabildiğini farketti. Çünkü kaza nedeniyle koku alma duyusu daha iyi sonuçlar veremeyecek kadar hasar görmüştü.

Yine de bunlar Maillard’ı durdurmadı. Olumsuzlara rağmen, üç buçuk yıl önce anosmie.org adlı organizasyonunu kurdu. Burada, hem kendiyle aynı durumda olanlara, hem de koku duygusunun ne kadar önemli ve güzel olduğunu keşfetmeleri için koku duyusuna sahip insanlara yardımcı oluyor. Maillard, “Çoğu insan kaybedene kadar keşfetmez” diyor. Ancak anozmiyi sadece hoş kokuları alamamak olarak adlandırmak doğru olmaz. Koku duygusunun olmaması sebebiyle, anozmiden muzdarip kişiler, kendi vücut kokusunu veya duman gibi tehlikeye işaret eden kokuları da algılamazlar.

Burnu eğitmek

Maillard, salgının yakında sona ereceğini umut etse de Covid-19 salgınından sonra, kendisi ve diğerleri için bir nimet olarak gördüğü koku ve tat alma konusuna ilgi gösterilmesinden memnun.

Geçmişte hiç kimsenin bu konuyla gerçekten ilgilenmediğini, hatta ciddiye almadığını söyleyen Maillard, son bir yıldır her gece ve hafta sonu bilgisayarının başında Covid-19 sebebiyle koku alma duyusunu kaybeden insanlar üzerine çalışıyor. Onları, koku eğitimine bir şans vermeleri için motive etmeye çalışıyor.

Anne-Sophie Leurquin ise doktoruyla birlikte koku eğitimine devam ediyor. Gözler kapalı halde, günde iki kez koku koklayarak burnu eğitmeyi amaçlayan bu yöntem üzerine yapılan araştırmalar, insanların birkaç ay içinde olumlu sonuçlar aldığını gösterdiğini söylüyor. Leurquin beyni, gülün bir lağım ya da bebek bezi gibi değil de gül gibi koktuğunu yeniden öğrenmek zorunda. Doktoru Huart’e göre konsantre olmak çok önemli, çünkü beynin koku hafızasını fiilen harekete geçirmesi gerek.

Bir diğer umut da koku alma hücrelerin kendilerini yenilemesini beklemek. Leurquin, bir daha asla koklayamayacağından korkuyor. Ancak en azından bir miktar da olsa iyileşme şansı olması, umut etmesine engel değil.

Haberin tamamı için tıklayın.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İsveç

İsveç’te aşılananlar için pandemi ‘kuralları’ kalkıyor

Published

on

By

Foto: Angelo Esslinger, Pixabay

İsveç genelinde en az bir aşı olanların sayısı 7 milyonu geride bıraktı. Bu sayının 6 milyonu iki doz aşıyı da aldı. İsveç’te beklenen oranda aşının gerçekleşmiş olması sebebiyle pandemi kuralları (tavsiyeleri), tam doz aşılananlar için kaldırılıyor.

Pandemi için verilen tasviyeler, aşılanmayanlar için aynen geçerli olacak.

Aşı olmayanların, sosyal mesafeye uyması, yaşlı insanlarla ve risk grubundakilerle temas etmemesi, tiyatro, spor müsabakaları, konser gibi kalabalık etkinliklere katılmaması isteniyor.

İsveç Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Johan Carlson, “Tam doz aşı olmayanlar, dansa ve barlara gitmemeli,” dedi.

Verilere göre, 18 yaş üzeri aşılanması gereken 1.5 milyon insan kaldı. Uzmanlar, herkesin aşı olmasını tavsiye ediyor.

Aşıların etkili olması hakkında, virüse karşı koruduğu, ölüm riskini azalttığı ve bulaşma riskini de düşürdüğü biliniyor.

Continue Reading

İsveç

Lund Üniversitesi: Düzenli egzersiz yapmak anksiyete riskini önemli ölçüde azaltıyor

Published

on

By

Foto: Free-Photos, Pixabay

Düzenli şekilde spor yapmak, anksiyete riskini yüzde 60 oranında azaltıyor. İsveç Lund Üniversitesi’nin de dâhil olduğu araştırma, yaklaşık 21 yıl sürdü.

EurekAlert internet sitesinin haberine göre, araştırmacılar, 1989-2010 yılları arasında düzenlenen, “Vasaloppet” adı verilen, dünyanın en büyük uzun mesafe kayak yarışına katılan ve katılmayan kişilerin verilerini inceledi.

Sonuçları “The Innovation” dergisinde yayımlanan çalışmada, 400 bin kişinin verileri değerlendirildi.

Araştırmanın baş yazarı Martine Svensson ve İsveç Lund Üniversitesi Deneysel Tıp Bilimleri bölümünden araştırmacı Tomas Deirborg, “Fiziksel olarak daha aktif bir yaşam tarzına sahip olan grubun, 21 yıla varan bir takip döneminde, kaygı bozuklukları geliştirme riskinin neredeyse yüzde 60 daha düşük olduğunu bulduk.” dedi.

Uzmanlar, kadınlarda da erkeklerde olduğu gibi aktif yaşam tarzı ile düşük kaygı riski arasında bir bağlantı görüldüğünü kaydetti.

Erkek ve kadın kayakçılar üzerinde yapılan incelemelerde, erkek kayakçıların performans düzeyleriyle kaygı bozukluğu arasında doğrudan bir ilişki bulunamazken, kayakta yüksek performans gösteren kadınların daha düşük düzeyde performansta bulunan kadınlara göre 2 kat kaygı bozukluğu yaşadığını ortaya konuldu.

Ancak buna rağmen kaygı riskinin, yüksek performans sergileyen kadınlarda, egzersiz yapmayanlara kıyasla daha düşük olduğu belirtildi.​​​​​​​

Continue Reading

Sağlık

Yeni bir koronavirüs varyantı daha: Mu varyantı

Published

on

By

İllüstrasyon: Inactive_account_ID_249, Pixabay

Dünya Sağlık Örgütü, koronavirüsün yeni bir versiyonunu varyantlar listesine ekledi.

B.1.621 olarak da bilinen ‘Mu’ varyantı, 39 ülkede tespit edildikten ve birçok kişinin edindiği bağışıklık korumasını daha az duyarlı hale getirebilecek mutasyonlara sahip olduğu tespit edildikten sonra 30 Ağustos’ta DSÖ’nün izleme listesine eklendi.

DSÖ’nün pandemi hakkındaki haftalık bültenine göre, Mu varyantı “bağışıklık kaçışının potansiyel özelliklerini gösteren bir mutasyonlar kümesine sahip”.

Rapordaki ön veriler Mu’nun Güney Afrika’da keşfedilen Beta varyantına benzer şekilde bağışıklık savunmalarından kaçabileceğini öne sürüyor, ancak bunun daha fazla çalışma ile doğrulanması gerekiyor.

Mu varyantı ilk olarak Ocak 2021’de Kolombiya’da tanımlandı. O zamandan beri, dünya çapında vakalar kaydedildi. Güney Amerika’nın ötesinde, İngiltere, Avrupa, ABD ve Hong Kong’da vakalar bildirildi. Varyant şimdilik küresel olarak Covid-19 enfeksiyonlarının yüzde 0,1’inden daha azını oluşturuyor ancak Kolombiya ve Ekvador’da vakaların yüzde 39 ve yüzde 13’ünü oluşturarak buralarda zemin kazandığı görülüyor.

Bilim insanları ve halk sağlığı yetkilileri, Mu varyantının dünyanın çoğunda baskın olan Delta varyantından daha bulaşıcı olup olmadığını veya daha ciddi hastalıklara neden olup olmadığını araştırıyor.

Amerika ve Avrupa kıtasında mevcut

Birleşik Krallık’ta şu ana kadar en az 32 Mu varyantı vakası tespit edildi. Public Health England (PHE) tarafından Temmuz ayında yayınlanan bir raporda, bunların çoğunun Londra’da ve 20’li yaşlardaki insanlarda bulunduğu belirtildi. Mu testi pozitif çıkanlardan bazılarının bir veya iki doz Covid-19 aşısı almış olduğu da raporda yer alıyor.

Mu varyantına ABD’de de rastlanıyor. New York Post’a konuşan sağlık yetkilileri, bu varyantın Miami Üniversitesi’nin patoloji laboratuvarında incelenen pozitif vakaların yaklaşık yüzde 10’unu oluşturduğunu söyledi.

Belçika’da bir huzurevinde kalan ve iki aşısını da olmuş yedi kişinin söz konusu Mu varyantı nedeniyle öldüğü belirlenmişti. 21 huzurevi sakini ve bazı çalışanlarda da bu varyanta rastlandı ancak bu kişiler hastalığı hafif geçirdi.

En az Beta varyantı kadar dirençli

Mu varyantı ilk olarak Temmuz ayında incelenmekte olan varyantlar listesine eklenmişti. Daha ciddi endişe yaratan Alpha ve Delta varyantları nedeniyle şimdiye kadar kadar alarm vermese de Ağustos ayında yayınlanan bir risk değerlendirmesinde varyantın aşılamadan kaynaklanan bağışıklığa karşı en az Beta varyantı kadar dirençli olduğunu gösteren laboratuvar çalışmaları olduğu belirtiliyor.

Yine de kanıt için var olan çalışmalardan daha fazlası gerekli. Bu nedenle bu varyantın ne kadar tehdit oluşturduğu henüz oldukça belirsiz.

Mu hakkındaki endişelerin bir kısmı, taşıdığı belirli mutasyonlardan kaynaklanıyor. P681H mutasyonu, Alfa varyantında da bulunuyor ve daha hızlı bulaşmasına neden oluyor. E484K ve K417N dâhil olmak üzere diğer mutasyonlar, virüsün bağışıklık savunmalarını geçmesine yardımcı oluyor.

Haberin kaynağı için tıklayın.

Continue Reading

Çok Okunanlar

Copyright © İskandinavhaber