Connect with us

Sağlık

2. doz aşı olanların maske takmasına gerek var mı?

Published

on

Foto: Engin Akyurt, Pixabay

Koronavirüs pandemisi gündelik hayattaki alışkanlıkları değiştirdi. Eller daha sık ve daha iyi yıkanıyor, sosyal mesafeye dikkat ediliyor, koruyucu maske takılıyor. Elbette bazı hijyenle ilgili alışkanlıkların gelmesi olumlu olsa da, sosyal mesafe, maske takmak gibi kurallar da insanları artık iyice sıkmaya başladı.

Pandeminin ne zaman biteceği bilinmiyor, sürekli yeni “varyantlar” çıkıyor. Ve bu yeni varyantlara aşıların etki oranı da düşüyor. Tam aşıların, yani ikinci doz aşıların da uygulanmasıyla en azından koruyucu maske takmak gibi bir alışkanlıktan kurtulmak mümkün mü, merak konusu.

Euronews’te yer alan habere göre, dünya genelinde covid-19 vaka sayılarında son dönemde hızlı artış gözlemlenmesi, aşılanmanın ardından ihmal edilmeye başlanan maskeyle korunmayı yeniden gündeme taşıdı.

Pandeminin ilk dönemlerinden itibaren maskeler salgına karşı en önemli silahlar arasında oldu. Fakat aşılanan kişilerin sayısının artması ile birlikte birçok ülke bu zorunluluğu bıraktı.

Peki aşının her iki dozunun olunması halinde bile maske takmaya yine de gerek var mı? Takılmadığı taktirde hangi risklerle karşı karşıya kalınabilir?

‘Sadece korunmak değil, korumak da lazım’

ABD Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi, tam aşı olmuş kişilerin sokakta maske takmak zorunda olmadığını belirtiyor. Uzmanlara göre ise salgından korunmada sadece bağışıklık kazanmak yeterli değil. Aşılanmış olunsa bile hastalığın taşınabileceğinin altını çizen araştırmacılar, maske takılmaması durumunda aşı olmamış kişilere hastalığın bulaştırılabileceğinin altını çiziyor.

Kontrol ve Önleme Merkezi’nde görev yapan doktorlardan Rochelle Walensky, vaka ve yayılım hızına göre kimi bölgelerde sokakta maske takmanın zorunlu hale gelebileceğini, örneğin Los Angeles ve New Orleans’ta iç mekanlarda maske takmanın aşı olunup olunmadığına bakılmaksızın istendiğini ifade ediyor.

Mutasyon tehlikesi

Koronavirüsün hızla mutasyona uğraması nedeniyle aşıların koruma oranlarında düşüşler gözlenebiliyor. Bu sebeple de hastalık nedeniyle ölüm riski azalsa ve hastalığı daha hafif geçirme şansı yükselse de maske ile korunmak fazladan risk alınmamasını sağlıyor. Zira kişilerdeki yaş ve bağışıklık sisteminin durumuna göre hastalığın seyri değişebiliyor.

Maske sayesinde aynı zamanda aşı olma hakkı olamayan (mesela çocuklar) kişilerin de azami seviyede hastalıktan korunması sağlanıyor.

Vanderbilt Üniversitesi’nde bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. William Schaffner, hastalığın bulaştığında daha ağır etkileyeceği ileri yaştaki kişilerin veya sağlık sorunları olanların maske takmasının kendi çıkarlarına olacağını ifade ediyor. “Sağlığım yerinde ama saçlarım beyazladı” diyen doktor, bu sebeple süpermarkete gittiğinde maske takmayı ihmal etmediğini belirtiyor.

Temmuz ayı başında da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilileri, covid-19 aşıları tam olanları maske takmaya ve diğer önlemleri almaya çağırmıştı. DSÖ, Delta varyantına karşı bir önlem olarak herkese kapalı mekanlarda maske takmayı “şiddetle” tavsiye etti.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İsveç

Lund Üniversitesi: Düzenli egzersiz yapmak anksiyete riskini önemli ölçüde azaltıyor

Published

on

By

Foto: Free-Photos, Pixabay

Düzenli şekilde spor yapmak, anksiyete riskini yüzde 60 oranında azaltıyor. İsveç Lund Üniversitesi’nin de dâhil olduğu araştırma, yaklaşık 21 yıl sürdü.

EurekAlert internet sitesinin haberine göre, araştırmacılar, 1989-2010 yılları arasında düzenlenen, “Vasaloppet” adı verilen, dünyanın en büyük uzun mesafe kayak yarışına katılan ve katılmayan kişilerin verilerini inceledi.

Sonuçları “The Innovation” dergisinde yayımlanan çalışmada, 400 bin kişinin verileri değerlendirildi.

Araştırmanın baş yazarı Martine Svensson ve İsveç Lund Üniversitesi Deneysel Tıp Bilimleri bölümünden araştırmacı Tomas Deirborg, “Fiziksel olarak daha aktif bir yaşam tarzına sahip olan grubun, 21 yıla varan bir takip döneminde, kaygı bozuklukları geliştirme riskinin neredeyse yüzde 60 daha düşük olduğunu bulduk.” dedi.

Uzmanlar, kadınlarda da erkeklerde olduğu gibi aktif yaşam tarzı ile düşük kaygı riski arasında bir bağlantı görüldüğünü kaydetti.

Erkek ve kadın kayakçılar üzerinde yapılan incelemelerde, erkek kayakçıların performans düzeyleriyle kaygı bozukluğu arasında doğrudan bir ilişki bulunamazken, kayakta yüksek performans gösteren kadınların daha düşük düzeyde performansta bulunan kadınlara göre 2 kat kaygı bozukluğu yaşadığını ortaya konuldu.

Ancak buna rağmen kaygı riskinin, yüksek performans sergileyen kadınlarda, egzersiz yapmayanlara kıyasla daha düşük olduğu belirtildi.​​​​​​​

Continue Reading

Sağlık

Yeni bir koronavirüs varyantı daha: Mu varyantı

Published

on

By

İllüstrasyon: Inactive_account_ID_249, Pixabay

Dünya Sağlık Örgütü, koronavirüsün yeni bir versiyonunu varyantlar listesine ekledi.

B.1.621 olarak da bilinen ‘Mu’ varyantı, 39 ülkede tespit edildikten ve birçok kişinin edindiği bağışıklık korumasını daha az duyarlı hale getirebilecek mutasyonlara sahip olduğu tespit edildikten sonra 30 Ağustos’ta DSÖ’nün izleme listesine eklendi.

DSÖ’nün pandemi hakkındaki haftalık bültenine göre, Mu varyantı “bağışıklık kaçışının potansiyel özelliklerini gösteren bir mutasyonlar kümesine sahip”.

Rapordaki ön veriler Mu’nun Güney Afrika’da keşfedilen Beta varyantına benzer şekilde bağışıklık savunmalarından kaçabileceğini öne sürüyor, ancak bunun daha fazla çalışma ile doğrulanması gerekiyor.

Mu varyantı ilk olarak Ocak 2021’de Kolombiya’da tanımlandı. O zamandan beri, dünya çapında vakalar kaydedildi. Güney Amerika’nın ötesinde, İngiltere, Avrupa, ABD ve Hong Kong’da vakalar bildirildi. Varyant şimdilik küresel olarak Covid-19 enfeksiyonlarının yüzde 0,1’inden daha azını oluşturuyor ancak Kolombiya ve Ekvador’da vakaların yüzde 39 ve yüzde 13’ünü oluşturarak buralarda zemin kazandığı görülüyor.

Bilim insanları ve halk sağlığı yetkilileri, Mu varyantının dünyanın çoğunda baskın olan Delta varyantından daha bulaşıcı olup olmadığını veya daha ciddi hastalıklara neden olup olmadığını araştırıyor.

Amerika ve Avrupa kıtasında mevcut

Birleşik Krallık’ta şu ana kadar en az 32 Mu varyantı vakası tespit edildi. Public Health England (PHE) tarafından Temmuz ayında yayınlanan bir raporda, bunların çoğunun Londra’da ve 20’li yaşlardaki insanlarda bulunduğu belirtildi. Mu testi pozitif çıkanlardan bazılarının bir veya iki doz Covid-19 aşısı almış olduğu da raporda yer alıyor.

Mu varyantına ABD’de de rastlanıyor. New York Post’a konuşan sağlık yetkilileri, bu varyantın Miami Üniversitesi’nin patoloji laboratuvarında incelenen pozitif vakaların yaklaşık yüzde 10’unu oluşturduğunu söyledi.

Belçika’da bir huzurevinde kalan ve iki aşısını da olmuş yedi kişinin söz konusu Mu varyantı nedeniyle öldüğü belirlenmişti. 21 huzurevi sakini ve bazı çalışanlarda da bu varyanta rastlandı ancak bu kişiler hastalığı hafif geçirdi.

En az Beta varyantı kadar dirençli

Mu varyantı ilk olarak Temmuz ayında incelenmekte olan varyantlar listesine eklenmişti. Daha ciddi endişe yaratan Alpha ve Delta varyantları nedeniyle şimdiye kadar kadar alarm vermese de Ağustos ayında yayınlanan bir risk değerlendirmesinde varyantın aşılamadan kaynaklanan bağışıklığa karşı en az Beta varyantı kadar dirençli olduğunu gösteren laboratuvar çalışmaları olduğu belirtiliyor.

Yine de kanıt için var olan çalışmalardan daha fazlası gerekli. Bu nedenle bu varyantın ne kadar tehdit oluşturduğu henüz oldukça belirsiz.

Mu hakkındaki endişelerin bir kısmı, taşıdığı belirli mutasyonlardan kaynaklanıyor. P681H mutasyonu, Alfa varyantında da bulunuyor ve daha hızlı bulaşmasına neden oluyor. E484K ve K417N dâhil olmak üzere diğer mutasyonlar, virüsün bağışıklık savunmalarını geçmesine yardımcı oluyor.

Haberin kaynağı için tıklayın.

Continue Reading

Sağlık

Türkiye Stockholm Büyükelçiliği’nden ‘korona testi’ duyurusu

Published

on

By

Türkiye Stockholm Büyükelçiliği koronavirüs testi (PCR) hakkında duyuruda bulundu. Duyuruda halka açık mekanların ziyaret edilebilmesi için “negatif sonuçlu korona testi” şartı aranacağı ifade eldi. Ayrıca seyahat etmek için de PCR testi isteneceği dile getirildi.

Büyükelçilikten yapılan duyurunun tamamı şöyle:

İçişleri Bakanlığı’nın 20 Ağustos 2021 tarihli Genelgesinde, Covid-19 salgınıyla mücadelenin ülkemizde başarılı bir şekilde sürdürülebilmesini teminen 6 Eylül 2021 Pazartesi gününden itibaren;

– Aşı olmayan kişilerin; konser, sinema ve tiyatro gibi toplu olarak bulunulan faaliyetlere katılımda negatif sonuçlu PCR testi ibrazı şartı aranacağı,

– Etkinliklere girişte HES kodu üzerinden kişilerin aşılı/geçirilmiş hastalık (Covid-19 hastalığı sonrası bilimsel olarak bağışık kabul edilen süreye göre) sorgulaması yapılacağı veya azami 48 saat önce yapılmış negatif PCR testi sorgulaması yapılacağı hususlarına yer verilmektedir.

Genelgede, kişinin hastalığı geçirmemiş veya aşılı olmaması veya negatif PCR testi ibraz etmemesi durumunda etkinliğe katılmasına müsaade edilmeyeceği kayıtlıdır.

Benzer şekilde;

– Aşısız veya hastalığı geçirmemiş kişilerin özel araç hariç uçak, otobüs, tren veya diğer toplu ulaşım araçlarıyla gerçekleştirecekleri şehirlerarası seyahatler için de negatif sonuçlu PCR testi ibraz edilmesi gerekeceği,

– 6 Eylül 2021 Pazartesi gününden itibaren seyahat firmalarınca araca kabul aşamasında HES kodu üzerinden kişilerin aşılı/geçirilmiş hastalık (Covid-19 hastalığı sonrası bilimsel olarak bağışık kabul edilen süreye göre) veya azami 48 saat önce yapılmış negatif PCR testi sorgulaması yapılacağı bildirilmektedir.

Kişinin hastalığı geçirmemiş veya aşılı olmaması veya negatif PCR testi ibraz etmemesi halinde yukarıda kayıtlı çerçevede seyahate müsaade edilmeyeceği ifade edilmektedir.

Ülkemizde mukim tüm yabancıların da yukarıda bahse konu düzenlemelere tabi olacakları, bununla birlikte ülkemize turistik ziyaret yapacak kişilerin bu düzenlemelere tabi olmayacakları öğrenilmiştir.

Vatandaşlarımıza saygıyla duyurulur.

Continue Reading

Çok Okunanlar

Copyright © İskandinavhaber